4 Ocak 2011 Salı

Aşk-ı Derun



Ağustos ayından beri merakla beklediğim dizidir kendisi. Aşk-ı Memnu bitti, Nebahat Çehre'nin yeni bir dizide -Muhteşem Yüzyıl'da- Valide Sultan'ı oynayacağını duyduk sevindik. Şahsen ben entrikalarına doyamamıştım; umarım geç açılan sezonda bol bol da göreceğiz.

Aşk-ı Derun Kanuni Sultan Süleyman dönemini konu alıyor. Onun tahta çıkmasıyla başlıyor dizi. Dile kolay 46 yıl  ile Osmanlı'nın en uzun süre tahtta kalan padişahı. Hikayenin kadını ise Hürrem. Derler ki cariyeler padişahın huzuruna çıktığında gözlerini yerden kaldıramazlar- kellelerinin uçmasına kadar giden bir saygısızlıktır. Buna rağmen Hürrem kafasını kaldırmış, diğer cariyelerin arasında Sultan Süleyman'ın gözlerinin içine bakmıştır. İşte o an sırılsıklam aşık olmuşlar. Aşk-ı Derun da zaten sırılsıklam aşk anlamına gelen bir tamlama.

Dizinin fragmanlarında gördüğümüz kadarıyla olay daha farklı işleniyor. Ama sonuç aynı. Hürrem padişahı kendine oyuncak ediyor. Nebahat Çehre - Valide Sultan- bu dizide de kaybedeceği bir savaşa giriyor. Olsun, ben onun yenilgi sonrası bile değişmeyen asil duruşunu seviyorum.

İnternette bir takım şeyler okuyorum bu dizi hakkında. Efendim padişahı içki ve kadın düşkünü olarak gösteriyorlarmış ve tarihi çarpıtıyorlarmış. Sonra efendim dizi posterlerinde gösterildiği üzere padişah ve onun karısı olmayan bir başka kadın yan yana durabilir miymiş, nahmahrem olmaz mıymış..

Öncelikle bu dizinin bir kurgu olduğunu buradan herkese hatırlatmak isterim. Bir takım insalar sanırım belgesel seyrettiklerini zannediyorlar.Komiğime de gitmiyor değil: Tudors dizinin gerçekle birebir olduğu düşünsenize =)

İkinci olarak bu insanlar itiraz etmeden önce biraz düşünmeli, önce bir kitapları açıp bakmalı. Belki de Osmanlı padişahları içki ve kadın düşkünüydü ne biliyorsun, orada mıydın derim. Deli İbrahim'in bütün huzurundakilere pahalı külkler yaptırdğı rivayet edilir. Demek ki bir takım kötü huylara padişahlar da vakıf olabiliyormuş. Sanırsın bu insanların hepsi tarih uzmanı, biliyorlar da konuşuyorlar. Ağzı olan konuşuyor. Osmanlı'yı hayallerinde yarattıkları gibi görmek istiyorlar ve bir dizi çıkıp bunu başka türlü anlattığında kıyamet kopuyor.

Ha bak ne diyeceğim: kişisel gelişimini ve ahlakını etkiliyorsa izleme olur mu? Kimsenin zorladığı yok..

Siyaset


Siyaset dediğimiz şey nedir ki? Siz inanıyor musunuz politikacılar vatandaşın hakkını savunmak, özgürlükleri genişletmek, yolunda gitmeyenleri düzeltmek için milletvekili olmak istiyorlar?

Öyle diyorlarsa bile koca bir yalan. Amaç nufuz sahibi olmak; işlerini yürütebilmek; tabi bu sırada da işine geliyorsa yasa çıkarmak.

Milletvekilleri için olay parti başkanları neyi savunuyorsa onu savunmaktan, yerli yersiz desteklemekten geçiyor. Tabii bir de diğer vekil rakipleri kuyularını kazmadan onların kirli çamaşırlarını ortaya dökmek için uğraşıyorlar.

Durumu şöyle anlatayım: birisi milletvekili olduğunda etrafı pervane olan insanlarla doluyor. Bir lafıyla yürümeyen işleri yürütüyor, dokunulmazlık zırhıyla bir şekilde yasanın üstünde hareket ediyor. Yapacağı tek şey bu kesesini dolduran, işlerini rastgetiren durumu olabildiğince muhafaza etmek. Peki bu nasıl yapılır:

  1. Onu milletvekili aday yapan gücün gözüne girmek -ki bu güç kesinlikle millet değil, onu aday listesinin başına koyan kişi.
  2. Olası rakiplerini, ayağını kaydırmaya çalışan kişileri ortadan kaldırmak; yolsuzluklarını hasıraltı etmek. 
Hal böyle olunca kim vatandaşın sorunlarını çözmeyi, haklarını savunmayı önceliği yapar. Yapacağı öncelikli şey koltuğuna olabildiğince yapışmak, çeşmenin başını olabildiğince çok tutmaktır.

Örneğin 6 hafta önce Türkiye'nin önde gelen akademisyenlerinden birinden gelen alternatif ve daha adil bir seçim sistemi önerildi ve bu olayın muhataplarınn sordukları ilk soru bu sistemin daha iyi olup olmadığı değil, bubu kullandıklarında nasıl işlerine yarayabileceği idi.

Avrupa Birliğine girmek mi? Gerçekten bizi yönetenlerin çıkarına uymadıkça bunun için çabalanacağına inanmıyorum. Yargının özgürleştirilmesi mi? Siz inanıyor musunuz günü geldiğinde onları da yargılayabilecek bağımsız bir yargı kurulsun? Politikacılar birşeye gerçekten inandıklarından değil, onlara daha çok verilmesini sağlayacak işler yapar.

Sonuç olarak politik arena, türlü dalaverelerin ve entrikaların döndüğü, insanların gösterdiklerin çok çok farklı amaçlarla hareket ettiği, iştirak eden bireylerine türlü riskler karşılığı türlü haklar veren bir ortam. Mücadele ise çeşmenin başını en uzun süre tutan olmak için.. Ne bekleyeceğimizi ve ne beklemeyeceğimizi iyi bilmek lazım..
Free Hit Counter