13 Ağustos 2010 Cuma

Kadın-Erkek & Bay-Bayan


 Türkiye Bayanlar Basketbol Liginin isminin Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi olarak değiştirilmesi bazı tartışmaları da beraberinde getirdi. Bazı insanlar ha bayan ha kadın neden böyle oldu gibisinden sorular sordular. Ben de çok değil 6 ay kadar önce bayan ile kadın arasındaki farka dikkat etmemiştim. Bu fark çok ince gözükse de aslında büyük toplumsal bir yaramızın en öne çıkan etkilerinden bir tanesi..
Erkek kelimesini kullanmaktan utanmayan toplumumuz bahsi geçen bir dişi olduğunda ‘bayan’a dönüveriyor. Örneğin: erkekler tuvaleti, bayanlar tuvaleti.. Erkek kelimesinin zıttı ‘bayan’ mıdır? Bu hitap zararsız bir kibarlık gibi gözükse de aslında öyle değil. Bu toplum olarak kadına ikinci sınıf insan muamelesi yapmanın dilimizde ortaya çıkan sonucu. Dilimizde cinsiyetsiz olması gereken ‘adam’ kelimesi nasıl erkek cinsini anlatır hale gelmişse, kadın kelimesi de öyle geri plana itilmiş, hatta bazı yerlerde kadına ‘kadın’ denmesi ayıp hale gelmiştir. ‘Kadın’ kelimesi cins belirtir ve mensup olduğu cinsi tabiri caizse kedi bokunu saklar gibi saklamaya çalışan kadınlarımız bu bayan maskesini hevesle üzerilerine geçirmiş kadın olduklarını unutmuşlardır.
“Siz bayan kenarda durun, biz erkekler gerekli işleri yaparız. Aman elinizi erkek işine sürmeyin, köşenizde bayan bayan oturun..”
Belediye otobüslerinde, metrolarda bayanlara yer verilir ya, onu bazen anlamıyorum. 20-30 yaş arası iki bacağı tutan bir kadın otobüste yer verilmeden de ayakta durabilir. Oysa aynı özelliklere sahip bir bayan duramaz, ona yer verilmesi gerekir. Bu bayanlardan bazıları dayatılan kimliklerini öyle benimsemişlerdir ki kadın diye bahsettiğinizde ‘bayanla doğru konuş’ gibisinden de uyarabilirler.
Son olarak yine adam kelimesinden örnek vermek gerekirse, Feyza Hepçilingirler’in ‘Türkçe Off’ isimli kitabında bu kelimenin cinsiyetsiz olduğundan üstüne basa basa bahsedilirken bu yazıyı yazdığım şu sıralarda TDK’nın internet sözlüğünde cinsinin erkek olarak belirtilmesi acıklıdır. Neticede bir dil toplumun onu yaşattığı bir biçimde şekillenir. Aynı sözlükte ‘adam’ kelimenin karşılığı olarak kişi, insan sözcükleri verilmekte, toplumumuzun ise bu sözcüklerle er kişiyi bağdaştırmasını ve bir yerde kadını kişi, insan yerine koymamasını ancak trajik olarak niteleyebilirim.

12 Ağustos 2010 Perşembe

Staj-ı Memnu


Bu yaz yaptığım stajımın yoğunluğundan arta kalan zamanımda iç sesim ve stajımla olan ilişkimi ünlü aşk-ı memnu diyologları çerçevesinden yorumladım.. Umarım beğenirsiniz..


Talihsiz genç: Bu işi sen yaptın sen boz!

İç ses: Herşeyi kariyerin için yaptım, artık seni stajdan kimse kurtaramaz..

Talihsiz Genç: İşte ben de bunu kabullenemiyorum. Newsfeed imden tatil fotoğrafları geçiyor. Ben kravatlar içerisinde kıvranırken, onların mutluluğundan ölüyorum. Ölüyorum anlasana..




İç ses: Stajını bırakmak istemediğin için beni terkediyorsun

İç ses: O bitmesin diye beni öldürüyorsun!


İç ses: Niye ben?

Talihsiz Genç: İç ses, bırak artık yakamı..

İç ses: Staj bir nefeste bitecek bir dönem, peki ya iç ses?

Talihsiz Genç: Yalvarırım düş artık yakamdan..

Ofisteki Anons: Açın artık şu şirketin çıkış kapılarını!!

İç ses: Bu kapılar açılınca senin için de bitmeyecek mi herşey.. daha raporunu yazamadın.. ben o kapılar açıldığında da biteceğim talihsiz genç..

İç ses: Benim ölmemi istiyor musun, beni kaybetmeyi göze alabiliyor musun?


Talihsiz Genç: İç Seees!!

İç ses: Beni kaybetmeyi... beni, beni, beni, beni, iç sesini..

11 Ağustos 2010 Çarşamba

RTÜK ve Yasakları



            Televizyon kanalları ülkemizde özellikle de geçmiş yıllarda sık sık örneklerini gördüğümüz gibi günlük olarak kapatılmakta. Bugünlerde (herhalde ortada çok büyük paralar döndüğünden) aynı ceza sadece programlara verilmekte. Ceza gerekçesi olarak da genelde “çocukların ve gençlerin ruhsal ve zihinsel gelişimini zedeleyecek türden yayın yapılması” söyleniyor.
            Benim burada anlamadığım ve üzerinde konuşmak istediğim bir nokta var: TV kanalları gençlerin ve çocuklarını gelişimini destekleyici yayın yapmak zorunda mıdır? Tv kanalının topluma karşı böyle bir yükümlülüğü var mıdır, olmalı mıdır? Bahsi geçen gerekçe RTÜK’ün yönetmeliklerinden birinde yazmaktaymış. Adamlar bir yerde kafalarına göre ceza vermediklerini iddia edebilirler. Oysa tartışmak istediğim konu yapılan yayınların topluma gerçekten uymak gibi bir zorunluluğunun olup olmaması.
            Gazetede bir haber okudum: Türk Malı adlı TV komedi dizisinden, Türkçe’nin doğru kullanılmaması ve bu yönden gençlerin çocukların gelişimini zedelemek sebebiyle savunma istenmiş. Bu tartışmaya da bu haber vesilesi ile girdim. Diyorum ki, TV programlarının toplumu eğitmek, topluma doğru örnek olmak gibi bir yükümlülüğü olmamalıdır. Eğer millet hayatlarındaki tek eğitim aracı olarak televizyonu görüyorsa ve o dizide geçen bozuk Türkçe’yi kullanıyorsa burada bir hata vardır ve suç TV programında aranmamalıdır.
            Bu yozlaşmanın alınıp yayılmasını tamamen insanların kalitesizliğine mal etmiyorum. Sonuçta ülkenin hali belli. Hala okuma yazma bilmeyenler var. Ama bu demek değil ki ben çıkıp özgürlükler ütopyasındaki doğruları söylemeyeceğim. Ne kadar kötü yayın yapılırsa yapılsın, millet aklı başında ise zaten etkilenmemesi gerekir. Bu sansürün, program kapatmanın bence tecavüze uğramasınlar diye kadınların sokağa çıkmasını yasaklamaktan farkı yok.
            Gelişmemiş toplumlarda devlet bir şekilde bireyin yaşantısına müdahale hakkını kendinde bulmakta. Bireyler için ortada doğru düzgün gelişebilecekleri bir çevre olmadığından mevcut otorite bireyleri korumak adına bir takım tehlikeli gördüğü etmenleri ortadan kaldırıyor. Kaldırıyor ama neye göre kime göre. Belki ben zihinsel ve ruhsal gelişimimi olabilecek en iyi şekilde geliştiren kanaldan başka kanallar da izlemek istiyorum. Bu gücün ayarı yok, ipin ucunun kaçmasına çok müsait ve beni de korkutan bu.
            Örnek: “... toplumsal ahlaka aykırı olduğu gerekçesiyle...” bu ahlak kime göre neye göre. Bir grup adam oturdukları yerden hayatımızı, bizim yapmamız gereken seçimleri şekillendiriyor. RTÜK’ün kısa vadede acilen esnekleşmesini, uzun vadede ortadan kalkmasını diliyorum.
            Son olarak: pokémon izleyip camdan atlayan, uçabileceğini sanan bir çocuk vardı. Sonrasında pokémon yasaklandı. Ben o diziye bayılırdım ve camdan atlamaya da niyetim yoktu. Mağdur oldum. Burada suç kimde?

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Büyükada Gezisi

Geçen Salı günü ilk defa Büyükadaya gittim. Şimdi düşünüyorum da galiba hayatımda ilk defa bir adaya gittim... İstanbul civarında Büyükada, Heybeliada, Kınalıada gibi adaların olduğunu biliyordum ama tam nerededir, nasıl yerlerdir, nereden binilir gidilir pek yol yordam bilmiyordum yani. 

Vapurdan iner inmez kendinizi bir  meydana giden  cıvıl cıvıl bir yolda buluyorsunuz. Yazlık bir tatil beldesi gibi, sağda solda pansiyonlar, hediyelik eşya satıcıları ve özellikle ilgimi çekti bir sürü waffle yapan yer var.
Adada otomobil olmaması bana çok ilginç geldi. İlginç derken bu hoşuma gitti anlamında söylüyorum. Yollar yapılı ve tamamen insanların kullanımına sunulmuş. Tamamen kelimesi aslında biraz yanlış oldu. Yolları aynı zamanda atlar ve atların çektikleri faytonlar da kullanıyor. Eğer at korkunuz varsa arkanızdan aniden geçebilecek bir ata karşı hazırlıklı olmanızı da tavsiye ederim.
Adada atların dolaşmasının talihsiz sonuçlarından biri de maalesef sokakların atların bıraktıkları hediyeler sebebiyle kokması. Aslında o kadar büyük bir problem de değil. Balık lokantalarının, pidecilerin olduğu iç sokaklarda onlardan eser yok.
Adada küçük ve büyük olmak üzere 2 çeşit fayton turu bulunmaktaymış. Benim izlenimim özellikle yaz aylarında Kadıköy rıhtımdan boğa heykeline kadar uzanabilecek bir kuyruk olması. Dolayısıyla biz faytona binmekten vazgeçtik. Ayrıca küçük fayton turunun 50TL olduğunu da belirtmek isterim. Adada birçok bisiklet kiralanacak yer var ve oldukça da ucuz ve kullanışlılar. Bisiklete binmeyi seviyorsanız mutlaka denemelisiniz.
Özellikle adanın yukarı kısımların çok güzel köşkler olduğundan haberim var. 1975 yapımı Aşk-ı Memnu dizisinin Büyükada çekimlerinde yanlış hatırlamıyorsam güzel görüntüler var.Bir de adanın en tepesinde bir kilise olduğuna dair birşeyler duydum ancak bunu bir sonraki ziyaretime bırakmaya karar verdim. Belki gelecek sefer denize de girebilirim. 

Adaya Bostancı’dan devamlı vapur ve motor seferleri var. Motorlar özellikle çok sık çalışıyor. Ama vapur kullanmanızı tavsiye ederim zira onlar klimalı oluyor ve güzel de bir kantinleri var =)
Free Hit Counter