25 Nisan 2010 Pazar

Yemek Pişirme Sanatı



Yemek yemeyi çok severim. Beni gerçekten mutlu ediyor. Hani sigara tiryakileri sıkıldıklarında bir tane yakarlar ya, ben de canım sıkıldığında karnım tok olsa bile ağzıma bir şeyler atıp çiğnemek istiyorum.

Bazen boş vaktim olduğunda yemek yediğim kadar yapmayı da deniyorum. İnternete girip fasülye nasıl ayıklanır, sonra nasıl pişirilir diye bakar bunu yapmaya çalışırım. Gerçekten internette böyle bir çok site var ve özellikle mutfakla pek alakası olmayan hemcinslerim için söylüyorum: en basit yemekleri bile sıkıntısız öğrenebilirsiniz.

Bazen evde tek başıma kaldığımda ya da okulda dersler hafiflediğinde yemek yapma durumum olur. Okulda çok çok da kasamıyorum. Daha çok deneye yanıla birşeyler çıkartmaya çalışıyorum ve aslında fena da olmuyor! Düşünsenize hergün yemek yiyoruz; ağzımıza attığımız her lokmanın içine ne koymuşlar diye baksak, gerekli malzemelerin bir çoğunu çıkarabiliriz. Biraz da yapılışı üzerine kafa yorsak, örneğin “domatesleri nasıl bir biçim doğrayıp ne ara koymuşlar gibi”, işte bir yemek tarifi.

Cidden o kadar da zor değil. Bir seferinde evdeyken biber dolmasını tamamen uydurarak pişirdim. Manavdan dolma biber aldım, domates aldım. Evde pirinç zaten vardı. Pirinçleri pilav pişirir gibi biraz kaynattıktan sonra, az kızarmış dolmalık fıstıkları –böyle olursa daha lezzetli olur gibi geldi- rondodan/doğrayıcıdan geçirilmiş hafif haşlanmış tavuğu karıştırıp, doğaçlama bir yöntemle temizlenmiş dolmalık biberlerin içine doldurdum.Tabi biberlerin üstüne de bir parça domates koydum. Derince bir tencerede bir miktar sıvı yağ ile göz kararı yükseklikte bir suyun içinde biberin rengi yenebilecek bir yeşil alana kadar pişirdim.

Bu kadarını en başında kendimden beklemiyordum, zira donmuş hazır gıdalar bir aksilik ihtimaline karşı kenarda hazır beklemekteydi. Kıyma yerine tavuk kullanmış olmam sorun çıkarmadı ve sonuç gerçekten harika oldu.

Gelecek sefer yemek yapımı üstüne yazdığımda spesyalim etli mantar sotenin tarifini vereceğim ve yine kendi ürettiğim bir kaç püf noktasından bahsedeceğim –nasıl da havaya girdim. Beni takip etmeye devam ediniz.

22 Nisan 2010 Perşembe

Kağıttan Kahramanlar

Bu ara tatilde çeşitli blogları dolaşırken bu blog'a rastgeldim. Görür görmez içim bir sevinç doldu, çocuklar gibi heyecanlandım; bundan, bundan istiyorum dedim. Hani yıllar önce gazeteler maketler verirdi, erkek çocukları kağıttan araba, gemi vb maketleri yaparken, kız çocukları kağıttan elbiseler kesip, kağıttan bebekleri giydirirdi (görüyoruz ki toplumsal cinsiyet-gender- burada da ağırlığını koymuş) bu da onlar gibi fakat bu sefer X-Men karakterlerini kesip yapıştırıyoruz!!

X-men'in çizgiromanına, animasyonuna oldum olası bir hayranlığım, takipçiliğim vardır. (Filmler eh işte.. hele 3. film bence bir çuval inciri berbat etmek, onu yoksayıp başka bir film yapmalılar). Beni yakından tanıyanlar bilirler, öyle çok severim ve bahsederim ki bir zamanlar diğer insanların da bundan benim hoşlandığım kadar hoşlandıklarına kanaat getirdiğimden sosyal hayatımı az daha yok ediyordum. Neyse, bu sefer sadece yazıyorum, şimdiden sıkıldıysanız sonraki yazıya geçebilirsiniz :)

Blog'un ismi http://mypaperheroes.blogspot.com/ . Üç boyutlu maket figürlerini pdf halinde kaydedip yayınlamışlar ve bu dosyalardan çıktı alıp bir makas ve yapıştırıcı yardımıyla bir araya getirdiğinizde siz de bu figürlere sahip olabilirsiniz. Makas ve uhu ile aram çok kötü değildir, ama şu ortaokuldaki iş eğitimi dersinden beri biraz paslandığımı farkettim. Yine de bence fena olmadı.

Dip Not: Şimdilik sadece 1 adet (evet yapıp resmini çektim/bknz Emma Frost) yaptım, yapıştırdım çünkü çok zahmetli. Kenarda bekleyen 4 tane daha var. :)


21 Nisan 2010 Çarşamba

Plants vs Zombies




"Zombiler dünyayı ele geçirmeye karar vermişler ve işe evinizin ön bahçesinden başlıyorlar!"

Kaç haftadır sıkılmadan oynadığım oyunun tanıtımı bu şekilde. Zombiler evinize, ön bahçeden, havuzdan, çatıdan saldırıyorlar, siz de cephanelikten çeşit çeşit bitkilerinizi çıkarıp evinizi savunuyorsunuz. Bezelye üfleyenlerden, karpuzatarlara, zombiçiğneyen bitkilerden, zombileri ateşe veren acı bibere kadar hertürü silahınız mevcut! Bunları bahçenize stratejik bir şekilde ekip türlü türlü farklı özellikleri olan zombi ordularına karşı direniyorsunuz.


Oyun gerek oynanışı gerekse açıklamaları bakımından oldukça esprili. Klasik oyunun yanında çok çeşitli yan oyunları olmasıyla da oyuncunun canını sıkmadan saatlerini geçirtebiliyor. Yer yer hırs yaptırıp, optimum stratejiyi buluncaya kadar kafanızı da meşgul edebiliyor.

Bu ara tatilde bu oyunun karşısında çook vakit geçirdim :P

Lens Almanın İncelikleri



Ortaokul 2, değişen adıyla ilköğretim 7. sınıfta gözlük takmaya başladım. Kendimi çok tipsiz bulduğumdan gözlüğün beni yakışıklı/karizmatik gösterdiğini düşünürdüm. Üniversitede işler değişti..

Lense geçişim biraz zoraki oldu. İlk voleybol antremanlarımın birinde eli ağır arkadaşlarımdan birinin smacı yüzüme çarptı, gözlük kırıldı uçtu. Gözlükle de voleybol oynanır mı demeyin, 6 sene gözlükle oynadım, atladım, zıpladım, takla attım kalktım neler neler yaptım; bütünleşmişim o gözlükle. Arkadaşlar sen en iyisi lens al artık dediler. Ben nasıl olur, olur mu, nereden alınır derken kendimi bu olayı takip eden haftasonu beşiktaşta bir gözlükçünün kapısında buldum...

O kadar da aman aman birşey değilmiş; gözlük numaranı söylüyorsun, uzman gözlükçü bu lens sana olur diyip bir çift takdim ediyor. Zaten lens numaraları ile gözlük numaraları aynı olduğundan bir sıkıntı olmuyor, hatta bir kaç sene içerisinde en iyi lens numarası kombinasyonunun uzmanı oluveriyorsunuz.

Lens kullanmaya başladığınız ilk zamanlarda biraz sıkıntı oluyor. Malum alışkanlık yok, göz kapaklarınızın içerisinde bir şişkinlik bir rahatsızlık. Ama zamanla alışıyorsunuz. Hatta şimdi 3 senelik bir lens kullanıcısı olarak söyleyebilirim ki lensler gözümdeyken en ufak bir rahatsızlık hissetmiyorum. Getirdiği birkaç küçük külfet geceleri yatmadan önce çıkarma gerekliliği, çıkarırken ellerin temiz olmasına özen gösterilmesi ve de ayda bir satın alınası lens solüsyonu.

Bu yukarıda bahsettiğim lensler şeffaf olanlar. Bir de bu lenslerin renkli olanları var. Hazır numaralı lens alıyorum, bari renklisinden olsun, farklı olayım demeyin. Renkli lensler başlangıç için bence en kötü lens grubu. Öncelikle çok ağırlar ve ilk taktığınızda gözde ciddi rahatsızlık yaratıyorlar. Ayrıca hava geçirgenliği şeffaflar kadar olmadığından bir o kadar da sağlıksızmışlar. Renkli ve numaralı lenslerim var ama ancak özel günlerde, ayda bir kaç defa farklı gözükmek istediğimde, özel durumlarda kullanıyorum. Tavsiyem: siz de öyle yapın, göz kıymetli :)

Spartacus: Blood and Sand

Kirk Douglas’ın oynadığı Spartacus filmini seyretmemiştim ama bu dizinin çıkış tarihinden haberim vardı ve merakla bekliyordum. Ne reklamını görmüştüm ne de konusuna dair bir fikrim vardı. Ama işte iyi bir dizi daha yayınlanmadan hatırda kalıyor, kendini beklettiriyor.

Dizinin ilk bölümünü çıkar çıkmaz izledim. O gün doğumgünümdü dolayısıyla unutmam mümkün değil. İlk 45 saniyeyi izledikten sonra haber gruplarından birine bu diziye hayran oldum diye yazdığımı hatırlıyorum. Bir dövüş sahnesiyle açılıyor dizi, kollar bacaklar kopuyor her yer kangölü. Sahnelerin sunumu yer yer bir çizgiroman karesini andırmakla beraber, doğru zamanda giren ‘gaz’ müzikleriyle öne çıkıyor.

Evet, bugüne kadar sadece bir örneğini gördüğümüz ilkçağ Roma’sı dizilerine bir yenisi eklendi ve bu dizi de diğeri gibi herkesin yüreğinin kaldırabileceği cinsten değil. Şiddet ve seks: günümüzde satan iki şey: bu dizide ikisinden de bolca var ki ailecek oturup izlemenizi tavsiye etmem! Ayrıca özellikle kadın cinselliği yerine erkek ögesini öne çıkarması ve kendini bu şekilde satması da diğer dizilerde görmediğimiz farklı bir yanı.

Kurgusu zekice, entrikaları iyi (ki bence entrika bazında Rome’un eline kimse su dökemez), dövüş sahnelerine inanılmaz para ve emek harcanmış; kostüm, dekor, figüran, küçük ayrıntılar herşeyiyle ince ince düşünülmüş bir yapıt. Özellikle 300 Spartalı filmini ve Rome dizisini sevenlere kesinlikle önerebilirim. Ancak bu diziyi Türk televizyonunda izlemeden önce iki kere düşünün derim, zira bizde bu “Türk aile ahlak yapısı, gelenek ve görenekleri varken” bu dizi sahneleri kırpıla kırpıla yolunmuş tavuğa döner, izlenmez, yazık olur.

20 Nisan 2010 Salı

Stajsal Faaliyetler



Şu zorunlu olan üniversite 3. sınıf yaz stajım için uğraşıyorum. Yaklaşık 2 aydır kariyer.net yenibiris.com gibi sitelere üye oldum, CV'ler yazdım hem İngilizce hem Türkçe..

Kaç tane yere başvurdum. Endüstri Mühendisliği mi, hah işte ben de ondanım: balıklama.. Gel gör ki daha bir tanesi bile cevap yazmadı. Ancak başvurunuz alınmıştır mesajı geliyor. Aranılan özelliklerde sadece MS Office yazılmış ilanlardan bile sonuç çıkmadı. İnsan bi görüşmeye çağırır, tanışırız vallahi ilk görüşmede para istemeyeceğim.

Herhalde bir yer yanlış yapıyorum. Lisem, üniversitem iyi. Aktivitelerim aman aman olmasa da var. Sosyallik yerinde. Peki ne arıyor bu firmalar? Belki de fotoğraf koymadığımdan :S

Bi de aklımın almadığı birşey var. Çoğu firma stajyer alım sonuçlarını mayıs ayının ortasında açıklayacakmış. O zamana kadar kim öle kim kala. Şimdi sağlam bir adam mayısın ortasına kadar kollarını kavuşturup hazreti firmanın keyfini bekleyecek bu arada gelen teklifleri de geri mi çevirecek.. Bence atı alan Üsküdar'ı geçer..

Dip Not: Stajım için endişelenmeyelim. Iyi bir firma ile çok önceden anlaştım :)


Saç Bakımı Maceram



Şu blog uma samimi bir açılış yapmak, okucularımla arayı yumuşatmak ve belki biraz sempati kazanmak (ahaha) için ilk yazımda biraz kişisel takılmak, bir anımı anlatmak istiyorum..

Çok da uzak geçmişte değil, geçen sene kampüs içerisindeki berbere gitmiştim. Çok pahalı bir yer değil ama saç kesimlerinin kalitesi oldukça iyi. Neyse, o zamanlar saçım uzun, neredeyse omzuma kadar geliyor biraz kesti düzeltti, saçlarında çok kırıklar olmuş biz buna bakım yapalım hem fiyatları çok düşürdük dedi... Bakım filan anlamam, artık ne sandımsa bütün saflığımla " oluur, neden olmasın" dedim.

Önce ipekli bir kremler sürdüler, iyi hoş saçlar gıcır gıcır oldu. Fena kısım: önce streç film ile bir güzel paketlediler, sonra şu kuaförlerdeki kocaman kurutma makinalarından birine kafamı soktular.

Elime de bir tane gazete verdiler!!

Artık utançtan kızaran yüzümü kapatmam için mi, yoksa gerçekten okumam için mi o gazeteyi verdiler tam hatırlamıyorum. Ama metin olmak lazım, bir işe başladım sonuna kadar gideceğim. 10-15 dakika ben öyle bekledim. Ama kapıdan her biri girdiğinde içim fena oldu, ya arkadaşsa, beni bu halde görürse. Psikolojideki spotlight effect diye tabir edilen durum. Tüm gözler beni izliyor sanıyorum. Şimdi olsa bu kadar utanmam, ki utanılacak bir şey yok; arkadaşlarımı toplar öyle saç bakımı yaptırmaya giderim :) bi de fotoğraf çektiririm, güzel güzel anılarım olur..

Dip not: bu bakım şeysi sonrası mentollü bir sıvı sürdüler, resmen kafa derimin nefes aldığını hissettim. Hani mentollü sakız çiğneyince her nefes ağız içinde bir soğukluk yaratır ya işte öyle.

Dip not II: artık uzun saçlarım yok, yeni bir saç bakımı macerası kısa-orta dönemde hayal..

İşte Başlıyoruz..

Bir kaç aydır bir blog açmayı planlıyordum. Konusu üzerinde düşünmekten, bunun gelip geçici bir heves olup olmayacağına karar vermekten geciktirdim, zaman geçirdim. Geçici bir heves olmayacağını umuyorum ve yazıyorum; konusuna gelince: 18-25 yaş grubuna hitap edebilecek benim ilgi alanıma giren her türlü konu, başlıca teknoloji, güncel sinema, müzik vb haberleri, hobilerim ve ilgili gelişmeler –çizgiroman, photoshop, voleybol vb.- ve gidişata göre bakacağım yorumlayacağım güncel içerik olacak. İnşallah!

Planımız iyi, güzel, hoş; okuyan olur mu? Umuyorum olur. Bu imlaya, anlatıma rağmen olur mu? Hatalarım affola, vallahi Türkçemizi çok severim, korurum; zamanla ben de alışırım, öğrenirim. Şaka bir yana gerçekten elimden geleni yapacağım. Ben ki zaman zaman iki kelimeyi ardarda getirip derdimi anlatamazken klavye başında işlerin daha farklı olacağına inanıyorum ve müstakbel okuyucularımdan sabırlı olmalarını rica ediyorum. :)

Gelecek yazılarımda buluşmak üzere..

Free Hit Counter